NASA Space Apps Challenge

Bilge Aslan —  20 Nisan 2014 — 7 Comments

Geçtiğimiz haftasonu (12-13 Nisan) NASA’nın düzenlediği Space Apps Challenge hackathon’unun İstanbul ayağına katıldım. Uzayla ve uzay teknolojileri ile ilgili çözümler üretilmesinin amaçlandığı bir etkinlik bu. Türkiye’de de dünya ile birlikte 3.sü düzenlendi. Bu yazımda gözlemlerimi aktaracağım.

Kapak

Katıldığım ilk hackathon’du. Neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmiyordum. Etkinlik sayfasında 5 başlık altında sıralanmış birçok challenge tanımlanmıştı. Hepsine şöyle bir göz gezdirdim ama tam olarak şunu geliştireceğim dediğim bir konu belirleyemedim. (Robotik ana konusunun tek challenge’ı vardı ve o da donanımsal çözüm istiyordu.)

Bu 30 saatlik etkinliğin bende yarattığı duyguları ifade edebilmek için şu temel bilgileri aktarmalıyım. 10 yaşımdan beri büyük bir tutku halinde astronomiyle ilgiliyim. Tabi aynı zamanda uzay çalışmaları da beni hep çok etkilemiştir. Bilgisayar mühendisliğini meslek edindiğimden beridir de robotikle ilgileniyorum. Bütün bu tutkuyla bağlı olduğum şeyleri barındıran bir etkinliğe katılıyor olmak benim için inanılmaz bir heyecandı.

Son anda bir arkadaşım da bana katılmaya karar verdi ve cumartesi sabahı erkenden yollara düştük. Sabancı Üniversitesi’ne vardığımızda etkinliğin kütüphane binasında olacağını öğrendik. Çok güzel bir binaydı, bize çok konforlu bir çalışma alanı sunmuşlar. 30 saat geçireceğimiz bir ortam olduğu için bu oldukça önemli bir ayrıntı.

Kütüphane binasının tam ortasında, kubbenin altındaki çalışma masalarından birine yerleştik. Challenge’ları tek tek ayrıntılı olarak inceleyip ne üzerine çalışacağımıza karar vermeye çalışıyorduk. Bu arada sponsorlarla tanıştık, TTNET ve TAG(tek araba gidelim)’dan gelenler bir projemiz olup olmadığını sordular. Henüz aklımızda hiçbir şey yoktu. Earth Watch başlığını beğendiğimizi, o kategoriden birşey seçme olasılığımızın yüksek olduğunu söyledik.

Çalışma ortamımız

Çalışma ortamımız

Sonra ufak tefek bir kız geldi yanımıza, ekibimize katılmak istediğini söyledi. Aklımızda hiçbir şey olmadığını, çok profesyonel göründüysek bunun yanlış bir izlenim olduğunu falan söyledik şakayla karışık. İstersen katıl tabi dedik. O da masasına geri döndü. Kibarca reddetmiş gibi göründüğümüz için biraz üzüldük. Dışarı çıkıp kahvaltı edip (orada çok iyi ağırlandık, filtre kahvemiz, çayımız her zaman hazırdı) döndükten sonra tekrar konuştuk ve arkadaşımızın lisede 11. sınıfta olduğunu öğrendik. Okulundan arkadaşları robotik konusunda projeleri için çalışacaklardı ama onun bir ekibi yoktu.

Yanımıza orada tanışmış 2 çocuk geldi. (Etkinliğe kadın katılımı oldukça azdı.) Bizim de aklımızda netleşmiş bir şey yok onların da. Başladık inceleyip seçtiğimiz konularla ilgili neler yapabileceğimizi, uydu verilerini ne için kullanabileceğimizi konuşmaya. Uzun bir tartışma faslından sonra birlikte çalışmaya karar verdik. Ceren’e de (11. sınıf öğrencisi girişken ama naif kız =)) sen de gel dedik. Biz birşeyler yapacağız, sen de bi işin ucundan tutarsın.

Yooook hiç de öyle olmadı. Biz bir türlü karar veremeyip hala yok uydu fotoğrafıydı, yok bölgesel yerçekimi verisiydi, android mi, web mi derken, Ceren dedi benim aklımda bir oyun fikri var. Maksat geyik muhabbet diyerekten anlat dedik. “2005 yılında Nasa’nın cüce gezegen Ceres’e gönderdiği insansız bir araç var. Bu araç 2015 yılının Şubat ayında hedefine ulaşacak. Bizim de oyunumuzda hedef Ceres’e ulaşıp Dünya’ya bilgi getirmek olsun.” dedi. “Astroid kuşağından geçerek Ceres’e ulaşmaya çalışsın. Yakıtı biterse astroidlerden maden çıkarsın, zarar görürse oyunun başında satın aldığı teknolojilerle aracı tamir etsin. Belki farklı madenler çıkarıp Dünya’da satıp para kazanabilir.” Ben dedi astroidlerde bulunabilen madenleri araştırabilirim. Astroidlerin kütle çekimsel potansiyel enerjilerini hesaplarım sizin için. (adamım yaa!) Biz bir süre sadece dinledik. Sonra tabi ki Ceren’in planladığı gibi bir oyun yazmaya karar verdik.

Ekibimiz

Ekibimiz

Bu ani, Ceren’in fikirlerini takip etme kararımızın sonrasında hemen oyunu geliştireceğimiz ortam olan unity’yi indirmeye başladık. Sonrası uzun süre oyunun senaryosunu, kurallarını tartışarak geçti. Biz geyiğe sararken Ceren bizi sık sık gerçekçi olmamız konusunda uyardı. Sonuçta Nasa’nın düzenlediği bir etkinlikte sunacaktık projemizi. Ayrıca Ceren fizik-sever bir insan olarak hoşlanmıyordu fizik kanunlarına aykırı fikirlerden.

Bu ‘challenge’da bizden bir model bekliyorlardı. Bu nedenle senaryomuzu istediğimiz kadar ayrıntılandırdık. Ama bir oyun da yazacaktık, bunun için daha basitleştirilmiş hedefler seçtik. Unity’de bulduğumuz astroid modellerini kendi eksenleri etrafında döndürmeye ve bir astroid kuşağının bir bölümüne bakıyormuşuz gibi görünmelerini sağlamaya giriştik.

Akşam oldu, ufak tefek şeyler yapmayı becerebilsek de unity’ye çok yabancıydık. Birkaç konuda benim profesyonel olarak oyun yazan bir arkadaşıma danıştık. Konuşurken keşke haberim olsaymış falan deyince atla gel dedik. Onun da yardımıyla Pazar sabahına kadar biraz uyku biraz kod ile temelde istediğimiz senaryoyu içeren bir oyun hazırlayabildik. Sunum vaktine kadar da oyunun genişletilmesi, sunumun hazırlanması, senaryonun ayrıntılarının fiziksel süreçlerle anlatılması, projemizi 30 saniyede anlatacak bir video çekmek ile ayrı ayrı ilgilendik.

Calisma

Cumartesi sabahı laylaylay gittiğimiz, hiç iddiamız olmayan etkinlikte artık anlatacağımız ve gösterebileceğimiz çok şey vardı. Sponsorlar ilk geldiğimizdeki durumu ve pazar günü neler yaptığımızı bildiklerinden bizi favori adaylardan görüyorlardı. Sonuç olarak ilk 2’ye girip ödül alamadık ama ayrılırken sponsorlar bize jürinin ne kadar arada kaldığını aktardılar. Teselli ödülü olarak Raspberry Pi aldık! (Böylece robotik çalışmalarımız için hoş bir destek vermiş oldular.)

Orada çok keyifli zaman geçirdim. Sponsorlar bizi çok iyi ağırladılar, dışarıda kokteyl masaları sık sık farklı yiyeceklerle hazırlanıyordu. Sabancı Üniversitesi bir kütüphanenin tamamını 2 gün boyunca bize nasıl ayırdı inanamadık. Binanın kubbesi de ayrı eğlendirdi bizi. Masamızdan sessizce yaptığımız konuşmalar kubbenin merkezine göre izdüşümümüz olan masadan rahatlıkla duyuluyordu. Bu durum başlangıçta şizofrenmişiz gibi psikolojik bir baskı yaptı bizde. =) Alışınca çok eğlendik. Çalışma salonunun bir ucundaki ekibe sorular sormalar, ekipten birini çağırmak için çokça ileriye yürüyeceğine azıcık geri ve sola gidince net bir şekilde duyacağı pozisyonları almalar. Gecenin bir vakti de sürekli yer değiştirerek akustik deneyleri yaptık ekipçe. =) 3Dortgen firması bizim kullanmamız için 4 tane 3D printer ayarlamıştı. İzin istedik birkaç hafta önce aldığımız Sphero için bir adet başlık bastırdık. Böylece topumuzun arkasına bir platform bağlayıp araca dönüştürebileceğiz. 3D printer’la bastırdığımız başka şeylerden bir örnek:

3D printed Batman Weapon

3D printed Batman Weapon

Geldik sona… Bu yazı vesilesiyle demek istiyorum ki; tutkuyla bağlı olduğunuz şeyleri unutmayın, ihmal etmeyin. Örneğin Ceren, kesinlikle bir fizikçi olmak istiyor. Ve eminim ki çok çok iyi bir fizikçi olur. Diyelim ki 1 yıl sonra başka bir şeye yöneldi. O zaman yolunu fizikle kesiştirecek bir şeyler mutlaka bulacaktır. 😉

Bilge Aslan

Posts Twitter Google+

Bilgisayar Mühendisi ve Amatör Astronom Ses teknolojileri ile ilgili bir şirkette Yazılım Geliştirici/Ar-Ge Mühendisi olarak çalışıyor.

7 responses to NASA Space Apps Challenge

  1. Alanim disinda bir yazi olmasina ragmen okurken cok keyif aldim. Ozenmemek elde degil 🙂 Tebrikler!

  2. Yazının özeti:

    1. Yanımıza bir kız (Ceren) geldi. Çok ciddiye almadık.
    2. Sonra, Ceren hepimizi hizaya soktu. Adam gibi iş yaptırdı.
    3. Ceren fizikçi olmak istiyor.

    Fizikçinin daha olmamışı bile adamı böyle hizaya sokar… 🙂

    English: “You can not judge a book by its cover.”

  3. Ceren’i ciddiye aldık. Sadece bizi ciddiye alma dedik.
    Önyargı yok.
    O kendine iş edindi çok güzel ve ayrıntılı bir rapor hazırladı. Biz de ondan bagımsız olarak işin süs kısmının kodunu yazdık.
    Olay bundan ibarettir.

  4. Canım beni bu kadar da ciddiye almayın öte yandan :-).

    Zaten gerçekten ciddiye almamış olsanız, bu işler buralara gelmezdi. Anlattığınız güzel çalışma ortamı da meydana gelmezdi.

    Öte yandan, lise öğrencisi birinin liderlik pozisyonunu ele alabilecek yetenekte olması, hem altı çizilesi, hem de _dayanılmaz şekilde_ dalga geçilesi bir durum. En azından benim için :-).

    “Akıl yaşta değil, baştadır” ve “El elden üstündür, ta arş’a kadar” diyen atalarımız akıllı insanlarmış netekim.

  5. Eski SpaceApps lere katilmistim ama bu harika olmus. Yakinimin dugunu yuzunden katilamadim. Lanet olsun dugunlere. 😛 Yaz geldi etkinlikleri kaciriyorum bu yuzden.

    Ozellikle ortamin iyi olmasi ve 3D printer i istediginiz gibi kullanabilmeniz harikaymis ya. Boyle bir imkan Turkiye’de herhangi bir hackathon da verildi mi bilmiyorum. Baya kiskandim bak.

  6. Super bir yazi, biz de önceki senelerde Space Apps’e katılmıştık. Bu kadar güzel olmamisti. Organizasyon amatordu. Bu seferkini kacirdigima üzüldüm. Ama güzel geçtiğine sevindim 🙂

Yorum yapmak için