4 Kadın 1 Proje

Meryem Alay —  16 Nisan 2019 — Yorum bırakın
Suna, ben, Simge, Canan <3

Herkese merhabalar,

Uzun zamandan beri yazmak istediğim bir yazıyı yazmak üzere bilgisayarın başına oturdum. Sonunu getirebilecek miyim, ben de bilmiyorum. Dün gece koltukta uyuya kalmışım, zor bela kendimi yatağa attım ve tabi uyuyamadım. Aklıma bir şekilde yazmam gereken bu konu takıldı. Dedim sabah olsun ilk işi bu yazının başına oturacağım. İlk iş olmadı ama saat de başlamak için fena değil. Girişi fazla uzattım biliyorum ama genelde yazılara girme konusunda sorun yaşıyorum. Böyle bir seremoniyle girdik. Allah sonunu hayretsin!

Bu bir gerçek hayattan alınmış hikayedir. Bu yazıyı yazma motivasyonum şu oldu: Geçenlerde şu an çalıştığım ekipte 6 yazılımcının 4’ünün kadın (o günden sonra oranımız %80 oldu, bir erkekle aslanlar gibi yolumuza devam ediyoruz, onu da kaçırırsak valla erkek yazılımcı bulmak için çeşitli etkinlikler düzenlemek zorunda kalacağız) olduğunu ve gerekli gözlemleri yaptıktan sonra bu konuyla ilgili bir şeyler yazacağımı twitlemiştim. Geçtiğimiz haftalarda bu konuyla alakalı bir şeyler karaladım ama yazı çok sert oldu. Yayınlamaktan vazgeçtim. Sonra aklıma yahu ben zamanında bir projede çalışmıştım ve orda kadın oranı %100 idi ve evet yanlış duymadınız %100! Gerçi projeye sonradan kısa süreliğine dahil olan bir erkek testçimiz olmuştu. Kulakları çınlasın çok kahrımı çekmiştir. Ona buradan sevgilerimi yolluyorum.

Gelin projeyi ve kahramanlarını biraz yakından tanıyalım. Sene 2015 ben banka için çalışıyorum. Ama ne çalışıyorum anlatamam. Gecem yok, gündüzüm hiç yok… Bir insan işini ne kadar çok severse ben de o kadar çok sevmiştim. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi, bu bir karşılıksız aşk hikayesiydi. Ben onu sevdikçe o bana türlü oyunlar oynadı… Neyse konuyu değiştirmeyeceğim, zira mevzu var! Dağıtmanın da alemi yok. Nerede kaldık, sene 2015… Bir yılan hikayesi olan bir proje var. Sürekli adı duyulur, proje için ekipler birbirine girer ama kimsenin de gerçekten niyeti yoktur almaya. Benim yönetici de hırslı biri olduğundan, diğer adamlar da kurnaz olduğundan proje ihalesi bize kaldı. Önce projenin hangi ekibe kalacağı tartışmaları bitti, sonra ekipte bunu kimlerin yapacağı heyecan konusu oldu. O, bu, şu derken, evet doğru tahmin, projenin içinde buldum kendimi. Proje oldukça büyük ve kapsamlı bir iş, bankanın online onay alt yapısı yazılacak. Yani normalde koca koca firmaların ürünleri var bu iş için. Biz zamanında almışız böyle bir ürün ama tam olarak ihtiyaçları karşılayamaz olmuş. Tahmin edersiniz ki bir bankadaki proje çeşitliliğini, hepsinin kendisine göre kuralı alt yapı farklılığı var bunların hepsine uygun esneklikte bir iş ortaya çıkarmak, neresinden bakarsan bak büyük iş. Bir proje ekibi oluşturuldu vs ben de içindeyim. Dedim Meryem yine şanslısın be kızım, artık neler öğrenirsin sen bu işten! Beraber çalışacağım arkadaş da çok tecrübeli bir mimar. Proje resmi olarak başladı. Efendim biz ne zaman mimari karar vermek için masa başına otursak, hoop tartışma çıkıyor. Ama yani bir parmak yol alamıyoruz. Yönetici başka birşey diyor, mimar başka, o, bu, şu… zaten herkes çok biliyor! Bilirsiniz bizim piyasayı… Bir süre geçti bir satır bir şey yazamadık. Projenin bel kemiği olan arkadaş ekipten ayrıldı. Sonra beni başka işe aldılar, proje öyle ortada kaldı. Bir süre kendi yöneticimle dipdibe kod yazmak zorunda kaldım. Yani o dönem mesleki olarak hayatımın en sıkıcı dönemlerinde biriydi. Neyse bir şekilde elimdeki işler bitti. Dedim bizim eski iş ne olacak? Bildiğin kaşınıyorum… İşte sen devam edersin vs dediler ama öyle resmi bir başlatma falan da yok. Tam başlayacağım, irili ufaklı başka işler veriliyor. Bir dönemde öyle geçti, dedim artık yeter başlayacaksam başlayayım. Allah’ım cesarete bak, bildiğin cahil cesareti!

Dediler al yap. Ben ve kendim, toplam bir kişi olarak 😐 Neyse bir kişi olduk. Projenin olacağına ben hariç hiç kimse inanmıyordu. Yani benim inanç da öyle elle tutulur bir şey değil. Yazılımcı açlığı işte boş kalmak istemiyorum o dönem… Dedim başlayacağım ama bana bir yazılımcı daha verin. İşe yeni başlamış, hatta iş hayatına yeni başlamış Suna’yı gözüme kestirdim. Zehir gibi kız. Rica minnet tamam dediler. Elinde bir iş var o bitsin, senle çalışacak… Sen başla o gelecek… Neyse biz kör topal iki kişi olarak başladık işlere.

Dört kız arkadaş (o gün bu dört kişinin aynı projede çalışacak kişiler olduğunu bilmeden), üç yazılımcı bir iş analisti, bir gün bizim köfteciye (ah o köftecinin bir dili olsa da konuşsa) gittik. Suna ile beraber projeden bahsediyoruz vs. Birden diğer yazılımcı arkadaş, Canan bir açıldı ki sormayın! O da yaklaşık bir kaç yıl önce bizim ekipte iş hayatına başlamış bir yazılımcı. Maalesef kendisini miras kodun dibinde bulmuş. Bazen miras kodlarla uğraşmak zorunda kalırsın evet ama bu arkadaşın başka şansı olmadığını söylemişler. Neden mi? İş görüşmesi sırasında ona bu durumu anlatmışlar ve kabul ettiği için asla yeni bir projede çalışamıyor. Olaya bakar mısınız! Kariyerinin başında olan genç birine adeta bir kontrat imzalatmışlar. Ne yapsa ne etse çıkamıyor. O gün o köftecide çok duygusal anlar yaşandı, ayrıntıya girmeyeceğim. Beni yarı zamanlı da olsa bu projeye al Meryem dedi Canan. Dedim benim buna gücüm yetmez ama elimden geleni yapacağım. Gittim yöneticiye dedim bana yarı zamanlı ver Canan’ı. Dedi hayır! Dedim ver yapma! Dedi hayır! Dedim ayıp ediyorsun. Dedi hayır! Bak dedim bir anlaşma yapalım, bu arkadaş asla eski işlerini aksatmayacak, ama bütün boş zamanlarını benimle geçirecek. Dedi tamam! Gittim konuştum, sen eski işleri aksatmamak koşuluyla seni projeye dahil etme sözü aldım. Olduk mu iki buçuktan üç kişi…

Bu arada yeni ofise geçtik, boşta bir oda var. Kimseye sormadan yerleştik. Ben agile çalışıyorum, kusura bakmayın bana oda lazım! Alıyorum bu odayı, kimse vermedi zaten, kimse vermez zaten sen alacaksın. Hergün odadan kovulma korkusu yaşıyoruz (tansiyonu yüksek günler :)). Agile dönüşüm vs yapılıyor o dönem şirkette, tabi bizim proje vs pek iplenmediğinden biz agile kapsamında değiliz. Yemişim sizin çevik dönüşümünüzü dedim. Bildiğim içimden gelen neyse onu uyguladım. Trello’dan bir proje açtık, dijital board’umuzu yarattık. Hergün standup yapıyoruz ama yemin ediyorum, hadi standup yapalım şeklinde değil. Tamamen doğaçlama! Dün ne bitirdik, bugün ne bitereceğiz. Hergün toplantı esnasında notlar alıyoruz. Elimizde efsane proje dokümantasyonu var. Yaşadığımız sorunları yazıyoruz. Her şeyimiz tamam.

Bir iş analistimiz eksik. O kısımda da bildiğiniz bizans oyunları dönüyor. Ekibin iki iş analisti var biri eski diğeri yeni. Eski olan doğum izninden gelmiş Simge, garibim bir anda kendini dış kapının mandalı bulmuş, yerinde yeller esiyor. Yeni olan uyanık, projenin boyutunun farkında yanaşmıyor. Diyorlar yeni olan iş analisti sizinle çalışacak. Kesinlikle bize katılmıyor. Bu arada iş birimi mutlu, adamlar bir şekilde proje başlıyor diye umutlular. İş birimi destekledikçe de proje gündeme gelmeye başladı. Bir şekilde toplantılar ayarlanıyor vs iki iş analisti geliyor arada buz gibi rüzgarlar. Tövbeler tövbesi… Bir gün bir toplantı yaptık, Simge toplantıda ağlamaklı bir şekilde duruyor. Anlıyordum onu, çünkü kendini yenilmiş ve projenin dışında kalmış hissediyordu. Doğum izni döneminde işlerini eski bıraktığı yerde bulamamanın hayal kırıklığını yaşadığını gördüm onun yüzünde. Toplantı bitti, dedim ki kızlara ben böyle duramam. Çektim Simge’yi kenara, bak dedim, seni anlıyorum, işlerin ucunu kaybetmiş gibi hissediyorsun, ama bir tarafından tutmazsan o işler sana asla gelmeyecek. Ya kararını ver bu projede bizimle ol, ya da bir daha toplantılara gelme dedim. O gün orada dertleştik, içini döktü ve o gün bizim odaya geldi ve proje bitene kadar asla odadan çıkmadı. Resmi olarak kimse onu bizim projeye vermedi ama o kararını verdi ve projenin paydaşı oldu. Daha önce söylediğim gibi, kimse kimseye bir şey vermiyor bu hayatta, almasını bileceksin!

Olduk mu dört kişi, bu dediğim süreç yaklaşık olarak bir buçuk aylık bir zamandır. Yeni yıla girdiğimizde projede 4 kişi olmuştuk. Üç yazılımcı bir iş analisti. İşlerimiz fena gitmiyor. Ön yüzleri biri yazıyor. Biri db tarafıyla ilgileniyor. Ben backend tarafındayım, işin framework tarafı vs bildiğin yoğunuz. Ama herkes her şeyi takip etsin diye bir çok şeyi de beraber yapmaya çalışıyoruz. Çoğunlukla mob programming şeklinde ilerliyoruz. Bu arada bizim iş analisti kendini aştı. Test senaryolarını hazırlıyor, soap testleri yapıyor. Veri tabanından uygun senaryolar yaratıyor. Log’ları okuyup hatamızı vs söylüyor. Dökümantasyon zaten efsane. Çalıştığım şirketteki iş analisti beklentisi kesinlikle bu değildi. Kendisi öğrenmek istedi bazı teknik detayları, biz de ona destek olduk. Bir anda elimiz ayağımız oldu. Canan’ı yarı zamanlı gibi almıştık ama o da ne bizim işleri aksattı ne de elindeki eski işleri. Ama onun yarı zamanlı da olsa bizimle çalışmasından memnun olmayan başka kişiler vardı. Bir gün bana Canan çıkacak o işten dedi. Tartıştık, o kişiden beklemediğim sözler söyledi bana. Girdim odaya hüngür hüngür ağladım (Hatta bunu yazarken gözlerim yine doldu). Canan’ı alacakları için değil, zaten alamazlardı, o sözleri o kişiden duydum diye ağladım.

Bunlarla boğuşurken işlerimiz iyi gidiyordu ve açıkçası işlerin yürümesinin dışında da çok eğleniyorduk o odanın içinde. İkili ilişkiler anlamında çok güzel bir bir frekans yakalamıştık. Hatta bir gün bir toplantıya gideceğim ama bir sorun var yanılmıyorsam ön yüzle ilgiliydi. Canan ve Suna bana sordular beraber bakıyoruz, dedim toplantıya gidiyorum. Ben gelene kadar halledersiniz. İkisi de hehe tabi tabi hallederiz, diye beni tiye aldılar. Toplantıdan geldim, öylesine sorunu çözdünüz de mi dedim kızlar. Evet dediler! Nasıl oldu? Suna diyor ki işte Canan çok güzel bir fikir verdi, bilmem neye baktık o şekilde çözdük.  Canan olur mu canım, sen bunu demeseydin benim aklıma o hayatta gelmezdi. Neredeyse ağlayacağım ortama bakar mısınız? Daha sonra sanıyorum böyle bir sevgi pıtırcığı ortamı içerisinde hiç bulunmadım.

Bunlar böyle devam ederken. Bir gün odaya bir girdim bizim kızlar bir anda sustu. Ben bir işkillendim, dedim noluyor. Ya işte bir şeyler duyduk vs ama önemli değil. Dökülün dedim. Bizim kızların gerçek masaları elbette oda dışındaydı. Ne zaman masalarına gitseler, ekibin erkekleri, başlıyorlarmış dalgaya… Roket uçtu mu? Roketi uçurdunuz mu vs… Bir de bazı kişiler bizim proje patlamasının ne zaman olduğunu vs tartışıyorlarmış. Olaya bakar mısınız, projenin patlayacağı zamanı tartışmak… Zaten benimle konuşmuyorlardı. Bana oda verilmiş, benim ayrıcalığım neymiş… Herkes bana tripli! Bre ahmak kimse bana bişey vermedi, ben aldım! Tıpkı hayatımın geri kalanında da olduğu gibi. Yani anlayacağınız oda içinde ne kadar güzel anlar yaşıyorsak, oda dışıda öyle kaynıyordu.

Çok fazla uzatmayacağım. Ama verilen bütün tarihlere uyularak, önce SIT, sonra UAT ve en sonunda PROD yaptık. Başarı bir şekilde proje teslimatını yaptık. Ardından tek tek diğer projelerin bize dahil olması için, takvimler çıktı. Kimsenin inanmadığı ve yaparken bin bir türlü sorunla karşılaştığımız projeyi teslim ettik. Aslında bu proje dört kişi için de yeni fırsatlar kapısı oldu.

Proje bittikten sonra ben kendimi keşfettim. Yöneticiden şunu istedim: Bana küçük bir takım ver ve projeleri pasla bana. Hem yazan hem ufaktan yöneten olarak kendimi keşfettim dedim. Bin bir türlü şey oldu arkasından ve ben sinir hastası olacaktım ki istifa ettim. Hem de iş bulmadan! Ama istifam büyük büyük büyük bir yerden kabul edilmedi. O büyük büyük büyük abimize de buradan selamlar, saygılar gönderiyorum. Zira hayatımın değişmesinde katkısı olan kişilerden biridir. Bu istifa sürecini bir başka yazıda yazarım. O da çok eğlenceli : )

Beni başka ekibe aldılar, kısa süreli olduğunu herkese söyledim. Zira Londra planından bahsettim. Altı ay sonra İstanbul’dan taşındım. Diğer kızlara ne mi oldu. Suna ve Canan benden önce çok güzel şirketlere geçtiler. Ben ve Simge eş zamanlı olarak şirketten ayrıldık. Şimdi herkes güzel yerlerde.

Ha son bir şey. Geçen yaz istanbul’a gittim. Bankada döviz hesabımdan para çekeceğim. Adam dedi ki bir saniye onay almam lazım. Ben gülümsedim, neden dedim? Ya yeni bir şey yaptılar, artık işlemler online onaya düşüyor dedi.

  • Dedim biliyorum ben yaptım : )

Burası bizim meşhur oda : ) Canan, simge, ben…
Suna ben(acıların kadını) canan
Bu galiba UAT çıktıktan sonraydı

Meryem Alay

Meryem Alay

Posts Twitter

İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimi mezunuyum. Uzun zamandır yazılım geliştiriciliği yapıyorum. Özgür yazılımın gönülden destekçisiyim. Bildiklerimi başkalarıyla paylaşmaktan, ekip çalışmasından ve problem çözmekten çok hoşlanıyorum.

No Comments

Be the first to start the conversation.

Yorum yapmak için