Düşündüklerimiz

Ben Kimya Mühendisliği okudum. Kimya Mühendisliği’nin sonuna doğru ODTÜ’de Bilişsel Bilim diye bir bölüm olduğunu öğrendim, o alana giren kitaplar okuyordum. Bu bölüme girer miyim girebilir miyim, araştırmaya soruşturmaya başladım. Bölüm yeni olduğu için çok insan yoktu. Bir arkadaşım orda yüksek lisans yapıyordu. Ama o Elektrik-Elektronik Mühendisliği okuyordu. Bilişsel Bilim, dört ana dalın arasında bir bölüm. Bölümlerden biri de Bilgisayar Mühendisliği. Kimya Mühendisi olduğum için bölümü okuyabileceğimden emin olamadım, hatta beni almayacaklarını düşündüm. Arkadaşım ne kadar ‘alırlar yaparsın’ dese de Elektrik-Elektronik Mühendisi olduğundan onun için daha kolay olduğunu düşünüyordum. Arkasından bölüm arkadaşlarımdan Kimya Mühendisliği’nden önceki sene mezun birinin işini bırakıp bu yüksek lisansı okumaya geri döneceğini duydum. Onunla tanıştım, konuştum. Sonradan bölüme de kabul edildi. Ancak onu görünce, konuşunca bölüme kabul edilebileceğime inanıp başvurdum. Çünkü o da bana benziyordu, o da Kimya Mühendisi’ydi. Hikayenin devamında tüm kaygılarıma rağmen Boğaziçi’nde program açıldığında kabul edilen ilk beş insandan biriydim. Üstüne beni bölüm asistanı olarak işe aldılar. O beş kişiden ilk tezi bitiren ben oldum. Hatta uzun süre de tek mezunu olarak kaldım. Şimdi geri dönüp bakınca ‘elbette beni alacaklardı kimi alacaklardı ki’ diyorum. Ama hayatın başında işler nasıl dönüyor, ben kimim, neyi becerebilirim bilemiyorsun işte. Salakmışım diyorum şimdi ama salaklık değil aslında bu, bilgisizlik tecrübesizlik sadece. Yoksa geçen zaman içinde daha akıllı olmadım. 

İlk gençlik yıllarında insan kendini çok iyi tanımıyor henüz, dünyayı, hayatı çok iyi bilmiyor. Ama gene de lise civarında hayatının en önemli kararlarından biri olan meslek kararını vermek durumunda kalıyor. Doğru karar verebilmek için aslında tonla şeyi bilmek gerekiyor. Ben neden zevk alıyorum? Benim için hayatta rahat etmek mi önemli, para sahibi olmak mı, ‘daha mütevazi bir hayat ama iş yerinde huzur’ mu? Huzur benim için ne demek? İşyeri nasıl bir şey? Yeterli para kaç para oluyor? Nerde ne kadar kazanılıyor? Ben daha sosyal bir insan mıyım? Programcılık nasıl bir iş? Sosyal bilimlerden okusam nasıl işlerde çalışabilirim?… Hangi meslekte mutlu olacağınız veya sizin için başarılı olmak önemli ise başarılı olacağınız çok değişkenli kocaman bir denklem. İnsanlar, bu tür karmaşık problemleri çözmek için kısayollar kullanmayı tercih ediyor. Hem karmaşık problem çok fazla enerji, zaman harcadığı bazen de çözümü imkansız olduğu için hem de kısa karar verme mekanizmaları zaman ve enerji açısından daha ekonomik olduğu için. Bu kısayollardan biri de, ‘benzerlerin ne yapıyor ona bak, yapabiliyor mu, mutlu gözüküyor mu, onun gibi olmak ister miyim tart ona göre karar ver’. 

İnsanlar kendilerini başkalarına farklı farklı yönlerden benzetiyorlar. Bilişsel Bilim yüksek lisansında bu benim için Umut’un bölümdaşım olmasıydı. Başkası için memleketlisi olması olabilir. Bir başkası için de bu cinsiyet olabilir. Kimi için arkadaşı olması bile yeterli. Benzerlerimize bakıp mega kararlarımızı veriyoruz. Belki de benzerlerimizi göremeyip o mesleğin bize uygun olmadığına karar veriyoruz. 

İşte bu yüzden kadın görünürlüğü özellikle mesleğe giriş gibi bir konuda çok önemli. Çünkü bir çok genç kadın bunları izleyecek ve kararını verirken bunlardan etkilenecek. Mesele bu kadar basit. 

Düzenlenen etkinliklerde, yapılan yayınlarda, çok sayıda insana hitap eden her tür organizasyonda bu yüzden kadınların varlığına önem vermek gerekiyor. Sorunun doğası gereği, kadın konuşmacı bulmak daha zor olacaktır. Geneldeki konuşmacı olanların oranı konuşmacı olmayanlara oranı az. Sektörde çalışan kadınların oranı erkeklere göre daha az. Bunu değiştirmek için fazladan çaba sarf etmek gerekiyor. 

Diyelim ki programlamaya giriş gibi bir konuda bir içerik ürettiniz, bu fazladan çabayı göstermediniz ve bu içerikte hiç kadın yok. Kadın görünürlüğünün öneminin farkında insanlar sizi bu durumda eleştirebilir. Eleştirmek ne demek? Yaptığınızın yanlış olduğunu ve bunu onaylamadıklarını ifade etmek eleştirmek demek. Eleştiri, yaptığınız bir davranış ile ilgili olduğunda anlamlıdır ve sizin o davranışınızı değiştirmeye yöneltmek amaçlı yapılır. Eğer yaptığınız davranış dolayısıyla değil de şahsınızla ilgili “gerizekalı”, “kötü niyetli” gibi gerçek olmayan ithamlar içeriyorsa hakarettir. 

Linç ise daha fazla bileşen gerektirir. Linçte, linci başlatan kişi ve linci yapan bir kitleye ihtiyaç vardır. Bu bir kişi başka bir kişi hakkında bir iddia ortaya atar, bunu galeyana getirecek sözlerle süsler. Kitle ise bu iddiayı sorgulamayacak, doğruluğunu araştırmayacak, söyleneni araştırmadan doğru kabul edecek, bir şeylere halihazırda kızgın ve bu kızgınlığını alakalı alakasız bir yere kusmaya hazır türden insanlardan oluşmalıdır. Bu kitle linçte işaret edilen kişiye saldırır, fiziksel durumda bu öldürmeye kadar varır. Sosyal medyada olduğunda o kişiye hakaret eder, asıllı asılsız başka iddialarda bulunur, küfür eder. Maksimum verebileceğiniz zarar o insanın canını sıkmak, sinirini bozmak ve itibarina zarar vermektir. O da tabi, o insan size ve linç kitlesine önem veriyorsa olur. 

Linç veya hakarete uğradığınızda en mantıklı hareket, bu insanları doğrudan bloklamaktır. Bu tarz insanlarla muhattap olmanın kimseye faydası yoktur. Muhtemelen günlük hayatınızda bu tür insanlar yoktur veya yüzyüzeyken bunu yapmaya cesaretleri yoktur, rumuzların arkasından sallıyorlardır. Günlük hayatta muhatap olmadığınız bu tür kişilerle sosyal medyada niye muhatap olasınız ki? 

Peki eleştirildiğinizde nasıl bir tepki vermek gerekir? Bir yetişkinden beklenen davranış, eleştirilerin içeriğini dinlemek, anlamaya çalışmak, yanlış yaptığına ikna oluyorsa, önce hatasını kabul etmek, arkasından birilerini kırdıysa veya rencide ettiyse özür dilemek ve buna göre davranışını değiştirmektir. Mümkünse hatalı yapılan şeyi düzeltmektir. Kamusal alanda bir iş yapıp arkasından kamusal alanda özür dilemek kolay bir şey değildir. Ama başkalarına ve fikirlerine değer veriyorsanız belli ilkeleriniz varsa ve davranışınızın bu ilkelerle ters düştüğünü anladığınızda yapmanız gereken budur. Yapmak zorunda değilsiniz ama o zaman sonuçları ile yaşamayı tercih ettiniz demektir. 

Belli bir sayıda bir kitleye içerik sunuyorsanız, elinizde insanları etkileme gücü oluşmuş demektir ve bu güç size sorumluluk getirir. Her şeyden önce o gücün etkisini anlama sorumluluğunuz var. Sonra da bu güçle neye yol verdiğinizin neye engel olduğunuzun farkındalığını edinme sorumluluğunuz var. Ayrımcılık, sadece “kadından yazılımcı olmaz” basitliğinde ve sığlığında vuku bulmuyor. Ayrımcılık, ufak ufak küçük küçük hareketlerle kararlarla ortaya çıkıyor. Bu ufak ufak küçük küçük şeyler birleşip de bu koca sonuçları doğuruyor. “Sistematik” ayrımcılıkla kasıt bu. Siz bunu yaparken farkına bile varmayabilirsiniz. Size göre bunlar “normal”dir çünkü. 

Biz bu “norm”un yanlış olduğunu biliyoruz ve kişilerden, olaylardan bağımsız olarak  bunu değiştirmek için burdayız. IT şirketlerindeki IK’cılar kadın CV’lerini “kadın gece geç saate kadar çalışamaz” deyip elediği zaman, onlara bu normal geliyor. Bir yöneticinin stratejik işleri erkeklere verip kadınların yükselmesine dolaylı yoldan engellemesi de ona göre normal. Erkeğe “bir sebepten” daha çok güvenmesi de ona normal geliyor. Büyük bir firmanın yöneticisinin, sunumunda teknik kadınlardan ayrı bir insan türü gibi bahsetmesi ona normal geliyor. Kendince pozitif ayrımcılık yaptığını bile düşünüyor olabilir. Ama bunların hiç biri normal değil. 

Adım adım bu “normal”i değiştireceğiz. Bizi izlemeye devam edin. Daha yeni başlıyoruz. 

Sıklıkla karşılaştığımız sorulardan biri: Neden kadınlara özel bir topluluksunuz? İsminizde “Kadın” kullanarak siz de ayrımcılık yapmış olmuyor musunuz?

Okumaya devam edin...

İlla ki yaşamışsınızdır. İşinizle ilgili veya değil. Aklınıza gelen başınıza gelmiştir. “Ya ama ben bunu düşünmüştüm” diye geç kalmış hissetmiş ve üzülmüş olabilirsiniz. Başka biri fırsatı değerlendirip çözümle ilgili ortaya çıkıp kredileri toplamış olabilir. “Ben bunu sorun çıkmadan da çözmüş olabilirdim” diye daha da çok üzülmüş olabilirsiniz. Hatta sorunun çözümü sizin önünüze oldukça uzun bir işçilik gerektiren yeni bir iş olarak gelmiş olabilir. Nereden biliyorum? Çünkü bu durumu çok yaşadım! Kadınlık deneyimleri ile ilgili kural bir: Bir şey sizin başınıza geliyorsa, başkalarının da başına geliyordur. Ona kıymet biçin, deneyimlerinizi paylaşın 🙂

Eğer bu sorunu hiç yaşamadıysanız, aklınıza gelenlerle ilgili önlemlerin kurum içinde alınmasını sağlayabiliyorsunuz demektir. Kullandığınız yöntemleri, uyguladığınız stratejileri bizlerle de paylaşın; herkesin işine yarayacaktır.

“Aklınıza gelen başınıza gelir” aslında risk yönetiminin temeli. Risk yönetimi nedir? “Acaba neler ters gidebilir” diye düşünmek, aklınıza gelen tersliklerin olma ihtimallerini, gerçekleştiklerinde verecekleri zararları belirlemek ve her biri için uygun önlemler almak. Bu önlem proje planına yeni iş adımları eklenmesi de olabilir, riski görüp “yapacak bir şey yok” deyip kabullenmek de. Çözümler, risklerin olma ihtimalleri, verecekleri zarar ve çözümün maliyetine göre belirleniyor.

Okumaya devam edin...

Olay, Yeni Medya Yeni İnsan radyo programında, Mutlu Binark’ın “Mühendislik alanında kadınların yazılımcılığa teşvik edilmesinde özellikle problemlerden biri de sanırım kadınların ikincil işlere yönlendirilmeleri. Bu kadın yazılımcıların endüstri alanında belli pozisyonlara gelmelerini engelleyen bir bariyer haline geliyor” demesiyle başladı. Konuşmayı dinlerken Kadın Yazılımcı hesabıyla, Twitter üzerinden canlı olarak konuşulanları aktarmaya çalıştım. Vurucu cümleyi yakalayıp Twitter’a yazıyorum. Daha önce panellerde de yaptığımzı birşey. Yukardaki Mutlu Binark’ın sözünü “Problemlerden biri kadınların dokümantasyon, analistlik gibi ikincil sorumluluklara yönlendirilmesi” olarak yazdım. Hatam bundan ibaret. “Analistlik ve dokümantasyon” kısmını ben ekledim. Dolayısıyla, bu işleri yapanlar -haklı olarak- ve bunların ikincil iş olmadığını -haklı olarak- düşünenler tepki verdiler.

Okumaya devam edin...

12742398_10208677811532203_5346496849823993408_n

Geçtiğimiz haftasonu, yani 19-21 Şubat tarihleri arasında yapılan, Türkiye’nin yeni startuplarından Getir‘in düzenlemiş olduğu hackathona katılma fırsatı buldum. Amaç verilen bir konu hakkında Backend Node.js, MongoDB, Redis, Android ve IOS gibi yeni teknolojileri içeren bir mobil uygulama geliştirmekti. Birbirinden değerli mentörler bilgi ve tecrübeleriyle bize destek oldu. Yapılan projeler de açık kaynaklı olarak Github‘ta yayınlandı. Buradan hackathonu düzenleyen ekibe ve Nazım Salur‘a ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Okumaya devam edin...

Birkaç gün önce çıkan bir haber github repolarını inceleyen bir grup araştırmacının kadınların yazdığı kodların erkeklere göre daha yüksek kabul aldığını yazdı. Ardından epey yerde de çıktı bu. Tabiki başlıklar “kadınlar daha mı iyi kod yazıyor” gibi sansasyonel. Sağolsunlar bana da pek çok arkadaşım bir sürü kanaldan iletti bunu :). Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim :). Hazır yeri gelmişken birkaç şey söylemek istedim ben de konuyla ilgili.

Okumaya devam edin...


Learn-a-Programming-Language-

Yazılım mesleğine yeni başlayacak herkesin kafasında hep aynı soru var: Hangi programlama dilini öğrenmeliyim? java, C#, C, C++, python, ruby, javaScript…

Aslında çok doğru ve yerinde bir soru. Fakat bu soruya hemen cevap vermek pek mümkün değil. Herkesin eğilimleri ve yetenekleri birbirinde farklıdır ve bunları anlamak başlangıçta biraz zor olabilir. İnanın bana, zamanla bu sorunun doğru cevabı bir şekilde önünüze çıkıyor. Eğer hangi dili öğrenerek bu meseleğe başlamam gerekiyor diye düşünüyorsanız, bu soruya verilecek tek cevabım: İngilizce öğrenerek bu meseleğe başlamalısınız. Hangi dilde programlama yaparsanız yapın, google’da arama yapmadan, kitap okumadan, araştırma yapmadan bir şeyler ortaya çıkarmak söz konusu olamaz. Hemen hemen bütün kaynakların da İngilizce olduğunu düşünürsek, bu meseleğin olmazsa olmaz dili kesinlikle İngilizce’dir.

Okumaya devam edin...

Merhabalar,

Bir aralık ayında tanıştım kadın yazılımcı oluşumuyla. Önce mail grubuna katıldım, sonra internet sayfasındaki paylaşımları takip etmeye ve düşüncelerimiz kısmındaki yazıları okuyarak kendimi motive etmeye başladım. Hatta bu cümleleri yazarken de kendimi motive etmeye çabaladığım anlarımdayım. Kendim üzerinden örnekler vererek başlayacağım yazıma, çünkü biliyorum aslında ben, biraz sen, biraz da bizim… 3 sene önce bilgisayar mühendisliğini kazandım ve yazılım dünyasına atılma maceram başlamış oldu. Hayatım boyunca yapım gereği en iyisini yapmaya çabalayıp, sınırlarımı zorlamaya ve pes edecek gibi olsam da hep düşüşlere karşı engellemeye çabaladım. Yani benim için artık bittim diyebileceğim bir durum oluşturmamaya ve duruma göre hareket etmeye çalıştım. Evet, bilgisayar mühendisliği hayalimdeki meslek değildi. Hatta kadınların bilgisayar mühendisi olamayacağına inanılan bir arkadaş ortamındaydım. Gerek bölümümdeki hocalarımın motive edici konuşmaları ve yazılım üzerine verdiği bakış açıları, gerek alanında gayet başarılı kadın yazılımcı adaylarının varlığı, aslında hayalimde olmayan bu mesleğe her geçen gün daha da ısınmama ve ilgi duymama katkı sağladı. Henüz, tam olarak yoğunlaştığım bir alan olmasa da, bu yazımda, benim gibi henüz okumakta olan yazılımcı arkadaşlarıma kendi duygu dünyamda yaşadığım mücadeleler ve kendimce bulduğum çözüm yöntemlerinden naçizane bahsetmek istedim.

What-do-they-want_WillMurai.com_

Okumaya devam edin...

Bu mesleği seçerseniz, ne iş yaptığınızı anlatmakta biraz zorlanabilirsiniz. Umarım kendiniz anlamakta zorlanmazsınız. Bilgisayarda yazı yazmaktan, bilgisayar sistemlerini çökertmeye varan geniş bir yelpazede işler yapan esrarengiz biri olduğunuz düşünülür çoğu zaman. Bir de mutlaka format atabilmelisiniz, bakın bu önemli, yoksa, ” Ne biçim mühendissin sen” olursunuz.

Yazılım mühendisliği, diğer mühendislik dalları gibi sınırları, kuralları kesin belirlenmiş bir meslek değil. “Yazılım sanat mıdır, mühendislik midir” tartışması yazılım mühendisliği alanındaki gelişmeler sayesinde “mühendisliktir” yönüne doğru kaydı. Ancak yine de uzun süreli insan emeği gerektiren bir iş olarak yazılım üretme süreci, analitik olduğu kadar sanatsal bir yönünüz olmasını da gerektiriyor. Ürününüz, elle tutulur bir şey değil. Ürününüz, yaptığı işle değer kazanıyor.

Okumaya devam edin...

İki haftadır bankanın kaos ortamı yüzünden çözümlenememiş probleminin geçici çözümünü uygulamak için gece yarısını beklerken, biraz maillerimi kontrol edeyim istedim http://www.kadinyazilimci.com sitesinin fikir annesinin bir sorusu ile karşılaştım, şöyle diyordu;

Merhabalar,

‘Olay mahaline geri döndük’ http://www.kadinyazilimci.com/olay-mahaline-geri-donduk/ yazımın sonunda Yalova’da konuştuklarımıza dayanarak bir konuyu tartışmaya açtım. Sizler ne düşünüyorsunuz merak ediyorum. Okuyup fikirlerinizi yazarsanız sevinirim.

Sevgiler,

Elif

 

Elif, “Niye derslerde kızların başarısı daha düşük sizce?” diye sormuştu. Gecenin köründe çoktan çözümlenmiş olması gereken ama saçma salak sebeplerden çözümlenmemiş sabır testinin başında beklerken, yıllardan beri yaptıklarımının karşılığını almak için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalmış bir kadın olarak bir anda aşağıdaki satırlar kesintisiz dökülüverdi.

Okumaya devam edin...